Manyetik Alanı Görebiliyoruz !

Böğürtlen kırmızısı, mantar beji, limon sarısı, patlıcan moru, portakal rengi…Renkleri tarif ederken yiyecekleri anmadan duramıyoruz. Hayatımızın her alanında yiyecekler var. Beslenmek ve renkler arasında kurulan bağ, yiyeceklerin ve renklerin üzerimizde yarattığı psikolojik etkiyi birlikte paylaşıyorlar. Bahsi geçen renkler aynı zamanda bedenimizin belli bölgelerinde yer alan çakra sistemimizin temel ışıksal değerlerini de tarif ediyor. Kök çakramızdan tepe çakramıza kadar tayfın tüm renkleri bedenimizde dönüp duruyor. Sanskritçeden gelen Çakra, kelime anlamı ile tekerlek demek iken, bedenimizdeki 7 önemli enerji merkezini, 7 önemli çakrayı, 7 renk ile ifade ediyoruz. Dr. Kirlian yıllar önce aura fotoğrafı çekmeyi başardığında, insanlık yepyeni bir sayfa ile karşılaştı. Bazı insanların bu renkleri görebiliyor olması, bu bilginin nesnel bir gerçeklik haline dönmesi konusunda büyük tartışmalara neden oldu ve olmakta.
 
Hal böyle iken, bazı bilim adamları renklerin ve manyetik alanların algılanması konusunda araştırmalar yaptılar. Sinekler üzerinde yapılan araştırmalar, bilim adamlarının, insan gözünün manyetik alanı algıyabileceğini işaret eden verilere ulaşmasını sağladı. Sonuçları “Nature Communications” isimli bilim dergisinde yer alan bir araştırmada insan gözünde ışığa duyarlı bir proteinin, sineklerde manyetik bir alandaki pusula gibi hareket ettiği açıklandı. Henüz ispat edilmiş olmasa da çok ilginç veriler var. Dr. Robin Baker uzun yıllar binlerce insan üzerinde araştırma yaptığında 1980’lerdeydi. Bugüne kadar pek çok bilim adamı, bu konuyu doğrulayan ve aksini gösteren pek çok deney daha yaptılar. 2010 yılında ise, Dr Steven Repert ( Massachusetts Üniversitesi Tıp Fakültesinden ) kriptokrom adını verdikleri bir protein üzerindeki çalışmalarında bazı ilginç sonuçlara vardı. Bu araştırma da, Nature dergisinde yayınlandı. Meyve sineklerinin genetik yapılarına müdahale ederek kriptokrom 2 isimli proteini üretmesini sağladılar. Esas amaçları, sineklerde bu proteinin her hangi bir versiyonu olduğunda ve olmadığında sineklerin manyetik alanı algılayıp algılayamadıklarını görebilmekti.
 
Bu proteinin sahibi olmayan sineklerin manyetik alana göre kendilerini ayarlayamadıklarını, ürettikleri kriptokrom 2 isimli proteine sahip sineklerin ise, manyetik alana karşı duyarlılık gösterdiğini fark ettiler.
 
Dr. Reppert BBC'ye yaptığı açıklamada, "Manyetik alanın algılamasının meyve sineklerinde nasıl çalıştığını anlamaya yönelik bir sistem geliştirdik. Başka hayvanlardan aldığımız bu proteini sineklere nakledersek, bu proteinler başka formlarda, manyetik algılayıcılar gibi hareket edebilirler mi? sorusuna yanıt aradık. Tüm omurgalılar içinde en etkili seçenek insanlardan kriptokrom alınmasıydı." dedi
 
Kelebeklerde de aynı şeyi deneyen Reppert ve ekibi manyetik alanı fark etmeyen sineklerin genetik yapısına müdahele edildiğinde ve bu proteinin insanlarda olan versiyonunu üretmelerini sağladıklarında manyetik alanı fark ettiklerini açıkladı.
 
Dr. Kirlian manyetik alan fotoğrafı çekerken, Vril ve diğer enerji modellerini araştıran Sergei King ve daha pek çok araştırmacı neredeyse tüm ömürlerini bunların tarifine ve varlığını ispata adadılar.

  
 
Bugün geldiğimiz noktada hala bazılarımız bu enerji alanlarını görebilir ve hatta renkler ile tarif ederken, bazılarımız bunları ne yazık ki göremiyoruz.
 
Tüm bu bilinmezliğe rağmen, gözlerimizin bize sunduğu bilinen güzellikleri yaşamaya devam ediyoruz. Cıvıl cıvıl renkler etrafımızda. Gözlerimize ulaşan yansımaları renkler ile adlandırıyoruz. Konik ve silindirik hücreler göz’ün biyolojik yapısında gereken işleri yerine getirirken biz tüm gördüklerimizden duygusal çıkarımlar yapıyor ve psikolojik etkilenme süreçleri geçiriyoruz.
 
Çevremizi algılarken renkler ile bazen kısa sureli bazen uzun sureli temaslarımız oluyor. Yaşadığımız yerler ise renkleri sürekli deneyimlediğimiz alanlardan biridir. Maruz kalmak tabirini burada kullanacağım. Evinizi döşediğiniz renklerin etkisine maruz kalırsınız. Sarının, turuncunun, kahverenginin ya da morun etkisi altına girersiniz. Psikolojinin tedavi dinamikleri içinde bizlere ulaşan hikayeler, müzik ve rengin kişinin psikolojik yolculuğunda ne kadar etkili olduğunu anlatır. Tarih, tedavi süreçlerinde özel olarak hazırlanmış mekanların tarifleri ile doludur. Klinik ortamlarda seçilen renkler, mekanın içinde tedavi süreci geçirecek hastaların skalasına göre belirlenir. Renk uzmanlarına, psikoloji uzmanlarına, mekan uzmanlarına sorulur.

  

Evlerimizde ise, renklerimizi seçerken kişisel tercihlerimizi psikolojik beklentilerimiz oluşturur. Onları bir psikolog gibi tarif edemesek de, seçimlerimizi yaparken bize hissettirdiklerine gore yönleniriz.
 
Burada tanıdık bir kaç şeyi hatırlatmak istiyorum. Kırmızının iştah açtığı, mavinin sakinleştirdiği, yeşilin dinginlik getirdiği, sarının neşelendirdiği, pembenin muzip ve çocuksu enerjiler verdiği, morun elit ve seçilmişlik hissi ile donattığı bilinir. Bu kabul edilebilir bir genelleme gibi görünse de, genellemelerde çektiğimiz zorlukların başında aynı zamanda, kişisel travmalarımızı ve mutluluk anlarımızı deneyimlerken bunları yaşadığımız yerdeki renklerin bizde bıraktığı izler gelir. Mavi duvarları olan bir aile evinde mutsuz yıllar geçirmiş bir insana maviyi önermeniz çok zordur. Mavi onun için travma öncesi ifade ettiklerini, etmeyecektir. Onun için mavi artık herkesin mavisi değildir.
 
Eğer evinizde değişiklikler yapmak istiyorsanız, alışverişe çıkmadan önce evinizdeki eşyalar başka renkler olsa idi size neler hissettirirlerdi diye yüzleşmeye çalışmanızı öneririm. Böylece gerçekte değiştirmek istediğiniz şey, eşyanız mı, yoksa sadece rengi mi fark etmiş olacaksınız. Bu size alışverişte benzer şeyleri alarak eve dönmenize ve gereksiz masraflar yapmanıza engel olacaktır.
 
Evden atmak istediğiniz mobilyanın başka bir rengini alarak dönmüş olmazsınız. Neden hoşlanmadığınızı fark etmediğiniz için bütün evin dekorasyonunu değiştirmek zorunda kalmazsınız, kredi kartlarınızın borç hanesi kabarmaz, evinizin dolapları kullanılmayan eşyalar ile dolmaz, atılamayan, satılamayan, verilemeyen ve beğenilmediği için kullanılmayan eşyalar yüzünden yeni dolaplar yaptırmaz ve yeni odalar için yeni evler kiralamak zorunda kalmazsınız. Bir perde için koltuk takımı, bir halı için yemek odası değiştirmekten vazgeçersiniz.
 
Ne dersiniz, denemeye değer mi?
 
Sevgilerimle,
İçmimar ve Feng Shui Uzmanı Funda Ceyhan