geçmiş hayatı ögrenmek REGRESYON TERAPİSİ

Regresyonlarda İpnoz ve Trans
İpnoz insanlarda kendiliğinden hatırlama olmaksızın geçmiş yaşam anılarını geri getirmenin şimdiye dek en yaygın yöntemi olmuştur. İlintili ama anlaşılan artık kullanılmaz bir yöntem de transın manyetik başlatılışıdır. Klasik ipnoz olmadan yalnızca hafif bir transla işleyen yöntemler hızla yayıldı. Sadece doğru tetikleyicileri bulmak bile geçmiş yaşam anılarına erişim sağlayabilir. Bir başlangıç regresyonu kendi transını başlatıyor gibi görünür.

İpnotik trans başlatma teknikleri bu kitabın kapsamı dışındadır. Gerçek regresyon için hayli derin bir trans, yeniden yaşamak için sığ bir trans gereklidir. Geçmiş yaşama erişim sağlamak için gereken trans, regresyonu veya yemden yaşama deneyimini sürdürmek için gereken transtan farklılık gösterir. Görünüşte önemsiz bir ayrıntıyı hatırlayabilir ve kendimizi açılıveren hikayeye kaptırabiliriz. Tersi de olur: İlk kez derin trans için kapsamlı bir başlatmaya ihtiyaç duyabiliriz ama bir sonraki seans daha kolaydır, ancak bu kez yalnızca yeniden yaşama olabilir. Aynısı kitap okurken de olabilir. Bir hikayeye kapılıp büyülenebiliriz. Veya kitabı okumaya ve anlamaya başlamak büyük bir konsantrasyon çabası harcamamızı gerektirir ama kitap, bir aradan sonra kaldığımız yerden kolayca devam edebilene dek giderek kolaylaşır.

Regresyona engeli, iyi okuyamadığımız veya okumanın hanım evlatlarına özgü olduğunu düşündüğümüz için okumaktan hoşlanmamakla karşılaştırabiliriz. Bir engele rastgelmek bir kitapta veya mektupta zor veya hoşa gitmeyen bir bölüme gelmek gibidir. İlk tepkimiz geri çekilmektir ancak bunu yapmaya gerçekten karar verdiğimizde dönüp okuyabiliriz. Bir engeli aşmak için ise malzemenin ya yoğun şekilde veya daha uzaktan özümsenmesi gereğine göre transın ya daha çok veya daha az derin olması gerekir. Engeller, çevrelerinden dolaşarak değil, onlarla başa çıkarak ortadan kaldırılabilir.
Sonraki seanslarda daha sığ bir trans, yeni duygusal malzeme baş vermediği takdirde, genellikle yeterlidir. Daha hafif translar regresyondan çok, yeniden yaşamayı hatta yalnızca hatırlamayı ortaya çıkartır. Bunun avantajı uyanık halde kalışımızdır ama dezavantajı, deneyimin etkisini yitirmesi ve bir regresyon sırasında harekete geçen imajinasyonumuzun kolayca öğeler ekleyebilmesidir.
Trans sırasında arka plandaki gürültülere nadiren dikkat ederiz.

Zaman algımız değişir. Genellikle seansın süresini daha sonra yanlış tahmin ederiz. Trans ne kadar derinse, tahmin edilen ile gerçekleşen süre arasındaki fark o kadar büyüktür. İki buçuk saatlik bir derin transtan sonra yirmi dakika kadar meşgul olmuş olduğumuzu hissedebiliriz. Hafif bir transtan sonra bile üç faktörlük bir azalma yaygındır. Bir buçuk saatlik bir regresyondan sonra yarım saattir çalışmakta olduğumuzu sanırız. Tersi de meydana gelebilir. Bruce Goldberg daha yaygın olan kısalma yerine zamanda sübjektif bir uzama bildirir. Yirmi dakika sonra, bazı insanlar sanki bir saatten uzun zamandır dalıp gitmiş olduklarını hissetmektedirler (Goldberg 1982: 7).

İpnotik transm derinliği trans sırasındaki ipnotik belirtilere göre tahmin edilebilir. Le Cron ve Bordeaux bu şekilde 50 puanlık bir ölçek tasarladılar:

Hazırlık aşamaları 1-5
Hafif ipnotik aşamalar 6-20
Orta ipnotik aşamalar 22-30
Derin ipnotik aşamalar 31-49
Tam trans 50

Geleneksel ipnoz teknikleriyle, insanların yaklaşık % 50'si orta transa ve % 20'si derin transa ulaşacaktır. Le Cron ve Bordeaux yaş geriletmeyi 42 seviyesine, derin aşamaya giden yolun neredeyse ortasına yerleştirir. İpnozda yaş geriletme yalnızca hatırlama veya yeniden yaşama değil, gerçek regresyon anlamına gelir. İpnotik regresyon sırasında ses ve duruş önceki yaşa veya önceki kişiliğe göre değişir.

Trans ve trans derinliği psikosomatik değişimleri gözlemleyerek daha nesnel bir biçimde belirlenebilir. İlk olarak, trans sırasında kaslar gevşer. Bu, kasların ve özellikle de alın kaslarının elektriksel faaliyetlerindeki düşüş ile ölçülür çünkü bu kaslar zihinsel gerginliği veya gevşemeyi belirtir. Gevşemeyi veya meditasyon yapmayı öğrenmek isteyen bazı insanlar miyo-geribildirim, yani kassal gerginliği sese dönüştüren bir makine kullanırlar. Makine genelde kaslarımız gevşeyince pes ve gerginleştiğimizde tiz bir uğultu yayar. Benzer ama daha eski bir makine ise derinin elektrik direncini ölçen D-ölçer veya duygu-ölçerdir. Daha derin transın sempatik sinir sisteminde daha az terlemeye ve böylece daha yüksek deri direncine yol açması beklenir. D-ölçer terimi bu deri direnci ölçerinin duygusal gerilimin izini sürmek için kullanılmasından kaynaklanır.
Bir deneğin yanında duygusal açıdan yüklü bir kelimeyi söylemek herhangi bir bilinçli yanıttan önce, deri direncini düşürür. Bir kayıt cihazına bağlanan deri direnç ölçer poligraf adını alır ve yalan testi makinası olarak kullanılır. Bu uygulama siyaseten hassas olduğu ve yalanları değil de, yalanlara eşlik eden duyguları ölçtüğü için tartışmalıdır. Suçluluk hisseden ve korkan insanlar, kendilerine inanılmayacağı korkusuyla tepki verirler ve iyice nasırlaşmış karakterler illa ki herhangi bir duygu hissetmeyebilir. Poligrafın uygun biçimde kullanımı uygun eğitimi almayı gerektirir.

Düşen kas geriliminden ve azalan ter salgısından sonra üçüncü bir fizyolojik değişim vardır: Elektroensefalogram (EEG) tarafından belirlenen beyin dalgalarının değişen örüntüsü. Bu, elektriksel beyin faaliyetinin baskın ritmini gösterir. Örneğin, derin uykudayken saniyede 2 ile 4 dalga gibi yavaş bir baskın ritme sahibizdir (delta ritmi). Rüya durumu saniyede 8 dalga civarıdır (teta ritmi). Özellikle de bir şeyle güçlü bir biçimde ilgilenen veya buna yoğunlaşmış olan uyanmış ve tetikte biri saniyede 15 dalgadan çok olan baskın bir ritme sahip olacaktır (beta ritmi). İnsanlar uykulu hale gelmeksizin gevşerlerse, saniyede 12 dalga civarında bir ritim oluşur (alfa ritmi). Beyin faaliyetinin seviyeleri Tablo 5'te gösterilmiştir. Bireysel farklılıklar ve bu genel bakışın belirttiğinden daha az katı olan zihin durumlarıyla denklik söz konusudur.
Beta Ritmi - 24/sn - Tetikte
Alfa Ritmi - 12/sn - Gündüz düşü, hayale dalma
Teta Ritmi - 6/sn - Rüya Görme
Delta Ritmi - 3/sn - Uyuma
Derin Delta Ritmi - 1.5/sn - Kataleptik uyku, kış uykusu, koma, dışarılaşma

Bu frekanslar tipik olanlardır. Aslında frekans aralıklarıdır. Beta saniyede yaklaşık 18 ile neredeyse 40 dalgaya; alfa ıo'dan 16'ya; teta ise 5'ten 8 dalgaya kadardır. Tetikte iken beta ritmindeyizdir; sol beynin ve çoğu kez da sağ beynin de ritminde. Diğer zihinsel durumlarda beyin dalga örüntüleri sol ve sağ açısından eşittir. İmgeleme genellikle alfadır. Duyguların uyandırılışı düşük alfada başlar. Tetada bilinçaltımızla temasa geçeriz.

Bilinçte bir değişimin başlatılışı genellikle alfa dalgaları üreten gevşemeyle başlar. Danışan sakin, net ve dengeli hale gelir. Klasik ipnozda bu, sözlü talimat ve telkinler aracılığıyla oluşur ama duyusal uyaranlar ile daha doğrudan elde edilebilir. Daha derin seviyelere girmenin en basit yolu gevşemeyi derinleştirmektir. Denek bir elektroensefalografa bağlandığında, aygıt beyin ritminin yavaşlamakta olduğunu gösterecektir.

Terapist danışanın yeterince gevşeyip gevşemediğini belirlemek istiyorsa, kas gevşemesini belirten miyo-geribildirim ölçer en doğrudan enformasyonu verir. Seans sırasında transın derinliğini izlemek istiyorsa o zaman daha hassas D-ölçer yeterli olacaktır. EEG verileri muhtemelen en güvenilir olanlarıdır ama başa takılan elektrotların kullanılması rahatsızlık verebilir ve bazı denekler bununla ilgili hiç hoş fikirler taşımazlar.

Klasik meditasyonda alfa ritmi baskındır ve daha küçük bir tetayı zirvesi vardır. Meditasyonun modern tiplerinde, nispeten zayıf beta dalgalan alfa ve tetayı bastırmaksızın dalga aralığının tamamına eklenir. Telepati, psikometri veya telekinezi deneylerinde ise denekler güçlü beta, güçlü alfa ve güçlü delta sergilemektedirler. Alfa dalgaları küçük bir aralıkta yoğunlaşır, delta dalgaları en düşük frekanslarda (derin delta -1 veya 2/sn) en güçlüdür ve beta örüntüsü ise deneyin yapısına (telepati, psikometri, telekinezi) bağlıdır. Winafred Lucas bunların hepsini, zihin dalgalarının bütün frekanslarda dağılımını sol ve sağ beyin için ayrı ayrı ölçen Maxwell Cade'in zihin aynası ile araştırdı (Lucas 1989).
İpnoza yöneltilen dört genel itiraz vardır. İlk itiraz, ipnotik transm psikolojik veya fiziksel açıdan hasara yol açıcı olduğudur. Göstergeler, tam tersini göstermektedir. İpnoz bu yönde herhangi belirli bir telkin bile olmaksızın genellikle psikomatik şikayetleri rahatlatır veya çözer. İkincisi, bazı insanlar bilinç ve kontrol kaybından ve belki "asla geri dönmemek"ten korkarlar. Bu korku beden dışı deneyimlerden korkmakla karşılaştırılabilir
ve daha bile temelsizdir.

Gereğince sonlandırılmamış bir derin ipnotik trans yalnızca derin uyku duruma geçer ve insanlar dinlendiklerinde uyanırlar (ama uykusuz kalmış biri için bu uzun sürebilir). Ancak ipnozcu ile denek arasında ki (bazı ipnozcuların oluşturup güçlendirdiği) ipnotik bağ seans sonunda yeterince çözülmemiş kalır. O zaman insanlar, bazı vakalarda birkaç hafta boyunca, sersemlemiş gibi görünürler. İpnozcunun sesiyle veya şahsıyla bağın ne kadar gelişip güçlenmiş olduğunu belirlemek zor olduğundan, seans sonunda oluşmuş olabilecek herhangi bir bağı çözüp dağıtmak amacıyla bir talimat vermek iyi bir uygulamadır.

Üçüncü itiraz, işte bu nedenle gerçektir: Bir ipnozcu bizden faydalanabilir. Bir ipnozcu bize inançlarımıza veya değerlerimize ters düşen hiçbir talimat veya ipnoz-sonrası telkin veremez. Ama akıllı ve sabırlı bir ipnozcu bizi derin transta yanlış yönlendirebilir. Beşinci kattaki pencerden atlamamızı kimse telkin edemez ama bunun güzel bir bahçeye açılan bir kapı olduğunu telkin edebilir.
Dördüncü bir endişe ise sık ipnozun iradeyi zayıflatmasıdır. Normal ipnoz ile bu, söz konusu değildir. Ancak ve ancak insanlar kendilerini bir başkasına bırakmak veya teslim etmek gibi hastalıklı bir arzu nedeniyle ipnotize edilmek istediklerinde ve ipnozcu bunu güçlü ipnoz-sonrası telkinlerle teşvik ederse kişisel bağımsızlık zayıflayabilir.

İpnoza güvenmeyiş genellikle sahne ipnozu izlemekten veya korkutucu hikayeler okuyup duymaktan kaynaklanır. Sahne ipnozunda insanlar ipnozcuya açık talimatlar tarafından bağlanır. İpnozcu bilinci tam bağımlılığa dek daraltır. Sahne ipnozunda, insanlar sağduyularını kullanarak asla yapmayacakları veya yapamayacakları şeyleri yaparlar. Kısmen, sahne ipnozunun başarısı dalga geçmeyi temel alır.
Sahne ipnozcusunun denekleri hep kolay ipnotize edilenlerden ve izleyiciler önünde manipüle edilmeye isteklilerden seçilir. Sahne ipnozunda bu iki unsur eşleştiğinden dolayı akılları karışır. Kolay ipnotize edilmenin, irade yokluğu ile hiçbir ilgisi yoktur. Kolay ipnotize edilmek daha ziyade kendimizi bir şeye tamamen kaptırabilme yeteneğimizle ilintilidir. İyi kitap okuyanlar ve iyi müzik dinleyenler genellikle iyi ipnotize edilirler, tıpkı iyi meditasyon yapanlar gibi. Bu, onların kaba telkinlere yanıt vereceği veya onlardan tuhaf şeyler yapmalarını isteyen birine güvenecekleri anlamına gelmez. Bir danışan, regresyonla ilinti olanlar dışındaki telkinleri izlemeye hiçbir eğilim olmaksızın ipnotize edilebilir.

Derin trans sırasında, danışanlar ipnozcunun sesi aracılığıyla şimdiye bağlantılı kalırlar. Özel bir ilişki davet edilmediğinde ve ipnozcu, danışanın deneyimlemediği veya deneyimlemek istemediği şeyleri telkin ederse danışan engelleme yapar ve biraz daha listelendiğinde, herhangi bir talimata rağmen uyanık duruma geri döner. Bağımlılık talimatları olmayan bir ipnoz sırasında, orada olmayan şeyleri görme telkini işlemez ve istemediğimiz şeyleri deneyimlemeye veya söylemeye zorlanamayız.

İpnoz irade kaybı değil, bilinçte psikosomatik bir değişimdir. Kendi başında, ipnoz zararlı değil, şifa vericidir. Geri kalanına gelince, her şey ipnozcunun ustalığına ve güvenilirliğine bağlıdır. Bu nedenle, güvendiğimiz birinin size yolu göstermesini isteyin.


Manyetizma ile Başlatılmış Yeniden
Yaşama ve Regresyon


Bir manyetizmacı paslar yapar, yani ellerini beden üstünde hareket ettirerek süpürme hareketleri yapar. Ellerini hareketsiz tutabilir veya birini hareketsiz tutarken diğeriyle paslar da yapabilir. Veya bir veya iki elle bedene dokunabilir. Genelde, ellerinin faaliyetini gözleri ve zihinsel yoğunlaşması ile destekler. Manyetizm hakkında ilk yazan kişi Paracelsus idi. Sonraları "canlısal manyetizma" terimini icat etmiş olan Mesmer bununla çalıştı ve çoğunlukla paslar kullanarak ipnoz başlattı. Manyetizm alanındaki üçüncü önemli şahsiyet, bu fenomenlerin doğasına dair öncü araştırmalar yapmış olan Karl von Reichenbach'tır (Von Reichenbach 1849). Son olarak, taş geriletmesi başlatmak için manyetizmi kullanan Albert de Rochas'tı (de Rochas 1911).

De Rochas deneğini bir sandalyeye oturttup sağ elini deneğin alnına koymakta ve sol eliyle deneğin bedeni boyunca paslar yapmaktaydı. Paslar çoğaldıkça, denek o kadar gerilerdi. Deneği şimdiye getirmek istediğinde ise her iki eliyle deneğin önünde bedenin dikey orta hattından başlayarak yatay hareketler yapardı. Bu paslara devam ederse, denek şimdiki zamanı geçip geleceğe giderdi.

Manyetik trans, ipnotik transla ilintilidir. Medyomistik bir deneğin ipnotik transını muhtemelen bir manyetik transa yönlendirebiliriz. İpnoz algının ve imajinasyonun zihinsel kapılarını kullanır, manyetizma ise bedenin enerji kapılarını kullanır. Dolayısıyla, muhtemelen ipnoz manyetizmadan daha geniş ve daha esnek bir yöntemdir. Bunun bir göstergesi, trans derinliğinin -Le Cron ve Bordeaux'nunki gibi- ölçüm skalasının kişiden kişiye farklılık göstermesinde bulunabilir. Anlaşılan o ki manyetik transın derinliği belirtileri aracılığıyla düzenlice ölçülebilir.

De Rochas manyetik transın beş seviyesini belirlemiştir. Birinci seviye, letarjidir. Kollar ve bacaklarımız ağırlaşıp gevşer, ortamı algılayış azalır, hafıza zayıflar, telkine açıklık ve deri hassasiyeti artar.

Manyetizmanın ikinci seviyesi somnambulizmdir, uyurgezerliğe benzerliği nedeniyle bu ad verilmiştir. Telkine açıklık daha yüksektir ve deri hassasiyeti güçlü bir biçimde düşmüştür. Derimize bir iğne batırıldığında hiçbir şey hissetmeyiz. Yaptıkları gösterilerin sonrasında kocaman bir çengelli iğneye geçirilmiş kocaman bir madalyayı çıplak tenlerine takan (gerçek) fakirlerin durumu budur.

Üçüncü seviye, manyetizmacının duyumsamalarını teslim aldığımız uyumlu ilişkidir. Kolumuza iğne batırıldığında hiçbir şey hissetmeyiz ama manyetizmacının koluna batırıldığında, "Ah!" deriz ve kolumuzda denk düşen noktada kırmızı bir iz ortaya çıkar. Hafızamız erişilemezdir, artık telkine açık değilizdir ve cildimizi gerçek tenimizin yaklaşık 6 cm dışında hissederiz.
Dördüncü seviye olan sempatide, manyetizmacıyla özdeşleşir ve onun
düşüncelerini ve hislerini algılayıp ifade edebiliriz ve auraların algılanışı
tekrar ortadan kalkar.

Son olarak, dışarılaşmada, algımızın merkezi istenirse, asla gitmemiş olduğumuz yerler dahil olmak üzere, etrafta hareket ettirilebilir.

Manyetizasyonun ilk iki seviyesinin belirtileri orta ve derin ipnoz belirtilerinin neredeyse aynısıdır ama diğer seviyelerin belirtileri ancak çok derin ipnoz ile ve ancak bazı insanlarda başlatılabilir. Tahminen, manyetizma aracılığıyla, ipnoza kıyasla, daha az sayıda insan transa sokulabilir. Manyetik transın dördüncü seviyesi olan sempati, anne ile doğmamış çocuğu arasındaki doğal ilişkiye denk düşer.

Manyetik trans manyetizmacı ile yakın bir ilişki yaratır. Bunun, manyetizmanın Reiki'de olduğu gibi, şifa verme uygulamalarında oluşması gerekmez. Manyetizmacının psikosomatik enerjiyi manyetize edilmiş deneğe aktarmasına karşın bu, kimliğin bulanıp belirsizleşmesiyle sonuçlanmak zorunda değildir.
De Rochas kendi düşüncelerinin ve fikirlerinin medyomlarına herhangi bir şekilde aktarımından kaçındı. "Somnambulik hafızayı desteklemek için" bazen başparmağını deneğin burun köküne bastırırdı.

Bir regresyon sırasında, on sekiz yaşında bir kız bir Breton balıkçıyla evli olduğunu anlatır. Kocası bir gemi kazasında ölünce bir tepeden denize adayarak kendini öldürür.